Nafakanın Artırılması ve Azaltılması Davası

YARGITAY
3. Hukuk Dairesi 2008/12834 E.N , 2008/14964 K.N.

İlgili Kavramlar

NAFAKANIN ARTIRILMASI VEYA AZALTILMASI

Özet
TARAFLARIN MALİ DURUMUNUN DEĞİŞMESİ VEYA HAKKANİYETİN GEREKTİRDİĞİ HALLERDE YOKSULLUK NAFAKASININ ARTIRILMASINA VEYA AZALTILMASINA KARAR VERİLEBİLİR.
İçtihat Metni

Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

Davacı vekili dilekçesi ile; 27.10.1999 tarihli boşanma kararı ile davalı eş için aylık 2500 USD yoksulluk nafakası ve velayeti anneye verilen çocuk için aylık 2500 USD iştirak nafakasına hükmedildiğini, ayrıca Bilkent Plaza’da bir dükkan ve aracını da davalıya devrettiğini, hükmedilen nafakanın 163.391 USD’sini ödemiş ise de, iş hayatındaki sıkıntılar nedeniyle ödeyemediği 220.733.595.575 TL için icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin ekonomik kriz nedeniyle şirket hisselerini devrederek aynı işyerinde 1.250.000.000 TL maaşla çalışmaya başladığını, evlendiğini, bu nafakayı ödeyecek durumunun kalmadığını, duyumlara göre davalının erkek arkadaşı ile yaşamaya başladığını ve çalıştığını, bu nedenle yoksulluk nafakasının kaldırılmasını veya indirilmesini, müşterek çocuk için ödenmekte olan aylık 2500 Dolar iştirak nafakasının TL’ye çevrilmesini ve aylık 250.000.000 lira olarak uyarlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, cevap vermemiş, mahkemece, *…tarafların ekonomik ve mali durumunun değişmemesi ve davacının hisse senetlerini davadan kısa bir süre önce devrederek mal varlığını bilerek azaltması lehine durum olarak değer-lendirilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içeriğine göre; taraflar, 25.10.1999 tarihinde açılan boşanma davası sonucunda; MK’nın 134. maddesi çerçevesinde “anlaşmalı olarak” boşanmışlardır. Anlaşma gereği davalı eş için aylık 2500 USD yoksulluk nafakası ve müşterek çocuk için aylık 2500 USD iştirak nafakasına hük-medilmiştir. Tarafların nafakaya ilişkin yaptıkları anlaşma, hukuki niteliği itibariyle Medeni Kanun hükümlerinden kaynaklanmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabidir. Böylece kanunun, emredici nitelikte kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı saymadığı hususlarda taraflar serbest iradeleriyle sözleşme yapabileceklerdir (BK m. 19). Aynı zamanda sözleşenler ifanın yabancı para olarak “aynen ödeneceğini” de kararlaştırabilirler (BK m. 83/2).

Nitekim somut olayda da USD olarak yoksulluk ve iştirak nafakası ödenmesi taraflarca kabul edilmiş ve bu anlaşma mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, çocuğun ihtiyaçlarına ve de hukuki statüye uygun bulunmuş (MK m. 150/5), verilen karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Kesin hüküm tarafları ve mahkemeyi bağlayıcıdır (HUMK m. 237).
Ancak, TMK m. 176/3 hükmü uyarınca; tarafların mali durumunun değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde yoksulluk nafakasının artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.

TMK m. 182/2 hükmüne göre; velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararlan esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.” Aynı şekilde 331. madde uyarınca; “Durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.”

Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere göre, nafakanın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir.

Bu nedenle, nafaka, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebilir.

Ayrıca, Borçlar Kanunu’nun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmede, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa güven sorumluluğu ve ivazsız iktisabın korunmazlığı ilkesi (TMK m. 2) gereğince sözleşme koşulları değişen maddi koşullara uyarlanır.

Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gündeme gelir.

O nedenle, işlem temelinin çökmesi veya tarafların mali durumlarının değişmesi irat şeklinde ödenmesine karar verilen nafakanın arttırılması veya azaltılmasını gerektirebilir. Örneğin, alacaklının (davalının) yoksulluğu azalmış veya büsbütün ortadan kalkmıştır; ya da borçlunun (davacının) mali veya gelir durumu kötüleşmiştir. Burada, iradın takdirine (veya kararlaştırılmasına) esas olan şartları ortadan kaldıracak önemde bir değişiklik olması aranacaktır.

Somut olayda; boşanma sırasında aylık 5000 USD nafaka ödemeyi üstlenen davacının sonradan evlendiği, işini devrettiği ve gözlükçüde 1.250,00 YTL ücretle çalışmaya başladığı, kirada oturduğu, devrettiği hisse senetlerinin 750.000.000 TL değerinde olup sonuca fazla etkili olamadığı, davalının ise iddiaya göre davacıdan 163.391 USD nafaka aldığı, bunun haricinde davacı tarafından boşanma sırasında kendisine davacı tarafından devredilen dükkanı 01.08.2005 tarihinde satmak suretiyle 180.000,00 YTL gelir sahibi olduğu, halen 220.000,00 YTL civarında nafaka alacağı ve davacıdan devraldığı şirket hisse senetleri bulunduğu anlaşılmaktadır.

Ö halde, mahkemece, yoksulluk nafakası yönünden; yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde tarafların ekonomik ve sosyal durumları, resmi kurumlardan ve davalının belirlenen yeni adresinden araştırılmak, davalının çalışıp çalışmadığı ve nikah olmaksızın bir erkekle yaşayıp yaşamadığı so-mutlaştırılarak ve takip dosyası da incelenerek yoksulluk nafakasının kaldırılması koşulları incelenmek, koşullar oluşmazsa hakkaniyete uygun bir miktara indirilmek, müşterek çocuğun ihtiyaçları da gözetilerek iştirak nafakası miktarı da uyarlanmak gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi cihetine gidilmesi doğru görülmemiştir.

Bu itibarla yukarı da açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA) ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.09.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.