Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

T.C.
YARGITAY
2. Hukuk Dairesi

E:2002/2948
K:2002/4007
T:21.03.2002

DAVA : Taraflar arasinbaki davanın yaPılan muhakemesi sönunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm yoksulluk nafakası, manevi tazminat, faiz ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
KARAR : Davacının davalıyı sık sık dövdüğü sabittir. Kadının ise kusuru tesbit edilmemiştir.
Bilindiği gibi genel boşanma nedeniyle ilgili Medeni Kanunun 134. maddesinin eski şeklinde ( ifadesinde ) şiddetli geçimsizliğe ilişkin boşanma davası, ilke ( unsur ) olarak doğrudan kusura dayanmıyor görünse de ikinci fıkrası ile dava hakkını kusuru olmayan yada, daha az olan tarafa tanımak suretiyle kusuru gizli bir unsur haline getirmiştir. Nitekim ilk bakışta dava hakkına yönelik görünse de, söz konusu 134. maddenin eski biçiminde, kusura ilişkin hükmün böylesine “katı bir tarzda uygulanması şikayetlerin odak noktasını teşkil etmişti” ( 3444 sayılı kanunun Hükümet tasarısı 4. madde gerekçesi ) İşte bu ve benzer düşüncelerle 3444 sayılı kanun, Medeni Kanunun 134. maddesini değiştirirken, kusur unsurunun boşanmada yarattığı güçlüğü önemli ölçüde hafifletmiş; kusur yerine evlilik birliğinin onarılmaz bir biçimde sarsılmasına önem vermiş, özetle kusurlu eşe de dava açma hakkı tanımıştır.
Ne varki, bu değişikliği tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşunce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hicbir eylem ve davranışı soz konusu olmadan, evlilik birligini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış dıyerekten bosanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
Öyle ise Medeni Kanunun 134. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.
Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. ( MK.134/2 )
Mevcut olaylara gore evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne varki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkun hiçbir kusur gerçekleşmemistir. Bu durumda acıklanan nedenle istegin reddi gerekırken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak bozma nedeni sayılmamış, yanılgıya değinilmekle yetinilmiştir.
Tarafların yoksulluk nafakası, manevi tazminat, faiz ve vekalet ücretinden temyizine gelince;
1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalının tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2- Kadının mobilyacıda çalıştığı düzenli gelir sahibi olduğu anlaşılmakta olmasına göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği koşulları oluşmadığı halde yoksulluk nafakası verilmesi doğru değildir.
SONUÇ : Temyiz edilen kararın 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, tarafların sair temyiz itirazlarının 1. bentte gösterilen sebeple reddi ile hükmün bozma dışında kalan ve temyize konu edilen diğer bölümlerinin ONANMASINA, oybirliğiyle karar verildi.