Evlilik Birliğinin Sarsılması Kusur İncelemesi

YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu 2010/2-259 E.N , 2010/329 K.N.

İlgili Kavramlar

EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI
KUSUR İNCELEMESİ

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sincan 2. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 25.10.2007 gün ve 2007/399 E.-2007/689 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.04.2009 gün ve 2008/4618 E.-2009/7279 K. sayılı ilamı ile;

(…1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Evlilik birliğinin temelden sarsılmasına neden olan olaylarda eşinin hastalığı ile ilgilenmeyen davacı kadın da eşit kusurludur. Eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. Türk Medeni Kanununun 174. maddesi koşulları oluşmamıştır. Davacı kadının tazminat istemlerinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü doğru olmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, hükmün temyize konu diğer bölümlerinin yukarıda 1. bentte gösterilen nedenle ONANMASINA,…)

karar verilerek, dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, boşanma, maddi-manevi tazminat ve nafaka istemine ilişkindir.

Davacı, 18.08.2003 tarihinde evlendiklerini, 2004 doğumlu bir çocuklarının bulunduğunu, davalının alkol bağımlısı olduğunu, işten kalan zamanlarında bir büfede sürekli olarak alkol aldığını, eve geç gelip evine zaman ayırmadığını, kazancını içkiye ayırması nedeniyle borçlandığını, bu yüzden evin zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılamadığını, 4 adet bileziği ve çeyrek altınlarının davalı tarafından alınarak borcun ödediğini, yine davalının davacıya ait takı ve ziynetleri sakladığı yerden çalıp içki parası yaptığını, davalıyı tedavi için iki ayrı psikiyatri uzmanına götürdüğünü, birkaç ay hastanede tedavisinin önerildiğini, ancak davalının doktor tavsiyelerine uymadığını, içkiyi sevdiğini ve değişmeyeceğini beyan etmesi üzerine dayanamayıp 07.04.2006 tarihinde babası evine döndüğünü, artık evliliği devam ettirme imkânının kalmadığını belirterek, boşanmalarına, 100.000,00 YTL manevi tazminatın ve 100.000,00 YTL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, çocuğun velayetinin annesine verilmesine, çocuk ve anne için ayrı ayrı aylık 300’er YTL tedbir, iştirak ve yoksulluk nafakasına, ziynet eşyalarının da aynen iadesi ve olmadığı takdirde şimdilik değerine karşılık 100,00 YTL’nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, iddiaların doğru olmadığını, ek iş olarak hafta sonları düğünlere gidip saz çalarak gelir elde ettiğini, güvenlik görevlisi olarak morg binasında çalışması nedeniyle psikolojik bozukluk içerisine girdiğini, bu sıkıntıları yüzünden tedavi olmaya çalıştığını ve tedavisini, sorumluluğunu düşünerek ayakta gerçekleştirmeye çalıştığını, hastalığından kurtulmak için ve iyileşmek adına gerekli çaba ve gayreti gösterdiğini, hastalık belirtilerini geçiştirmek ve belli etmemek için zaman zaman alkol kullandığını, ancak evlilik birliğinin sarsılmasına neden olacak bir kusurunun bulunmadığını, bununla beraber kendisinin de boşanmak istediğini belirterek, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, dinlenen tanık beyanları ve celp edilen hastane tedavi belgelerine göre, davacının gayret ve desteklerine rağmen davalı kocanın alkol alışkanlığını bırakmadığı gibi, sorumsuz davranışlarına devam ederek, kazandığını alkole yatırdığı ve alkolik hale geldiği, evinin ihtiyaçlarını karşılamadığı, evlilik birliğini davacı için çekilmez hale getirmesi nedeniyle kusurlu olduğu gerekçesiyle; tarafların boşanmalarına, 10.000,00TL maddi, 6.000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, davacının kendisi ve çocuğu için tedbir, iştirak ve yoksulluk nafakası istemlerinin kısmen kabulüne, çocuğun velayetinin anneye verilmesine karar verilmiştir.

Davalı vekili, boşanma yönünden verilen kararın onanmasına karar verilmesini istediklerini, ancak tazminatın hüküm altına alınmasını gerektirir koşulların bulunmaması nedeniyle kararın tazminat, nafaka ve vekâlet ücreti yönünden bozulmasını istediklerini belirterek, hükmü temyiz etmiştir.

Özel Daire’ce, yukarıda yazılı gerekçeyle hüküm bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki gerekçeler yanında, ayrıca davacı kadının, davalının hastalığı ve alkol alışkanlığıyla mücadele ettiği, davalı kocanın ise alkol alışkanlığından kurtulmak ve hastalığının iyileşmesi konusunda gerekli sorumluluğu göstermediği, bu nedenle davalı kocanın kusurlu bulunduğu, davacı kadının ise bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle ilk hükümde direnilmiştir.

Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, evlilik birliğinin temelden sarsılmasına neden olan olaylarda, davacı kadının eşit kusurlu olup olmadığı, buna bağlı olarak davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilip edilmeyeceği noktalarında toplanmaktadır.

İlk olarak; yerel mahkemece, davalı koca kusurlu kabul edilerek verilen ilk kararın, boşanmaya ilişkin kısmının davalı tarafından temyiz edilmemesi nedeniyle kesinleşmiş olması karşısında, boşanma yönünden kabul edilen kusurun maddi ve manevi tazminatın belirlenmesinde kesin hüküm oluşturup oluşturmadığı, dolayısıyla işin esasına geçilip geçilmeyeceği hususu ön sorun olarak incelenmiştir.

Yapılan görüşmeler neticesinde, boşanma yönünden kabul edilen kusurun maddi ve manevi tazminatın belirlenmesinde kesin hüküm oluşturmayacağı 09.06.2010 tarihinde yapılan ilk görüşmede oyçokluğu ile benimsenmiş ve ön sorun da bu şekilde aşıldıktan sonra, işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

Tazminata konu olan olayla da tarafların kusur durumlarına gelince:

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanlığının 29.08.2005 tarihli yazısı, 29.08.2005 ve 21.11.2005 tarihli müşahede raporlarından ve davacı tanık beyanlarından; davacının, 07.04.2006 evi terk tarihinden önce davalı eşini alkol tedavisi için iki kez doktora götürdüğü, davacının bu gayret ve desteklerine rağmen davalı kocanın alkol alışkanlığını bırakmadığı ve sorumsuz davranışlarına devam ederek, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan ve tazminat gerektiren olaylarda tam kusurlu olduğu anlaşılmıştır.

Davalı eşin kendi isteği ile alkol tedavisi için hastaneye yatarak tedavi görmesi, ancak olumlu bir sonuç alamaması olayı, davacının 07.04.2006 tarihinde davalının kusuru nedeniyle evi terk etmesinden sonra gerçekleştiğinden, bu aşamada davacının kocasının rahatsızlığı ile ilgilenmemekten kaynaklanan bir kusuru olduğunun kabulü mümkün değildir.

Hal böyle olunca, yerel mahkemenin evlilik birliğinin temelden sarsılmasına neden olan ve tazminat gerektiren olaylarda davalının tam kusurlu olduğu gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat talebinin kısmen kabulü yönündeki direnme kararı yerindedir.

Ne var ki, tazminat miktarına yönelik davalı vekilinin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle, mahkemenin kusurun varlığı ve maddi ve manevi tazminat takdiri gerektiğine ilişkin direnme kararı yerinde olmakla, davalı vekilinin Özel Dairece incelenmeyen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 09.06.2010 tarihli ilk görüşmede nisap sağlanamadığından 16.06.2010 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

 

Davacı kadın tarafından davalı kocası aleyhine Türk Medeni Yasasının 166/1 maddesine göre boşanma davası açılmış bu dava ile birlikte maddi ve manevi tazminat istemlerinde bulunmuştur. Mahkemece boşanmaya neden olan olaylarda davalı kocanın tam kusurlu olduğu kabul edilerek boşanmaya, maddi ve manevi ödence istemlerinin de kısmen kabulüne karar verilmiştir.Davalı koca temyizinde boşanma kararını temyiz etmemiş ancak kararı kusur,tazminat,nafaka ve vekalet ücreti yönünden temyiz etmiştir.Görüldüğü gibi davalı kocanın boşanma kararını ne gerekçeden ne de hüküm fıkrasından dolayı bir temyizi Söz konusu değildir.Böyle olunca boşanmaya neden olan olaylarda davalı kocanın tam kusurlu olduğu yolunda taraflar arasında kesin hüküm oluşmuştur.Bu nedenle artık boşanmaya neden olan aynı zamanda tazminata da konu olan olaylarda artık ne mahkemenin ne de Yargıtayın kusur incelemesi ve irdelemesi mümkün değildir.Bunun dışında kusur incelemesi yapılarak boşanmaya ve tazminata esas olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğunu söylemek kesin hüküm kuralına aykırıdır.Hüküm fıkrası ile sıkı sıkıya bağlı olan gerekçenin kesin hüküm teşkil edeceği yargısal uygulamada ve doktrinde sapma olmaksızın kabul edilmektedir.Özel Dairenin eskiden beri uygulaması da bu yöndedir.Örneğin 2. Hukuk Dairesi 11.2.1982 gün ve 8582/1186 sayılı kararında hakimi hüküm vermeye hukuken zorlayan gerekçenin kesin hüküm niteliğinde olduğu kabul edilmiştir(Y.K.D. 1982/6-784-786).Keza Özel Daire başka bir kararında yoksulluk nafakasının boşanmanın eki niteliğinde olduğunu,boşanmada kusur tespit edilmiş ise bu hususun kesin hüküm ve bunun sonucu olarak kesin delil oluşturacağını,hüküm fıkrası ile gerekçesi arasında zorunlu bir bağ varsa hükmün gerekçesinin de kesinlik kazanacağını,kesinlik kazanan bir hükmün sonuçlarının ancak yargılamanın iadesi yolu ile mümkün olduğunu bunun dışında hükmün dolayısı ile gerekçenin sonuçlarını kaldırmanın mümkün olmadığını,boşanma davası ile kesinleşin kusurluluk olayının yoksulluk nafakası için de kesin hüküm ve kesin delil teşkil edeceği açıkça belirtilmiştir.(Y.2.H.D. 10.2.1993 668/1096 Esat Şener-Nafaka 1994/130-131 Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 2001 cilt-5 sayfa 5050-5053).Özel Dairenin bu konuda birçok yeni içtihatları da bulunmaktadır.Hatta Özel Daire tenfiz veya tanıması yapılan yabancı mahkeme kararlarındaki boşanmaya ilişkin kesinleşmiş kusur oranının Türkiyede açılan tazminat davalarında esas alınması gerektiğini yeniden kusur incelemesine girişilemeyeceğini çok açık biçimde kabul etmektedir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında davacının boşanma davasında ayrıca tazminat talebinde bulunmaması halinde ve boşanma kesinleştikten sonra tazminatla ilgili olarak açılacak bir davada kusur oranı boşanma davasında kesinleştiğinden yeniden kusur araştırılmasına girilemeyeceği ancak burada boşanma ve tazminat birlikte talep edildiğinden ve temyizde kusura da itiraz edildiğinden durumun farklı olduğu ve tazminat yönünden kusurun incelenebileceği dile getirilmiştir. Bu görüşe hukuki olarak katılmak mümkün değildir. Çünkü boşanma davası ile birlikte tazminat istenmesi halinde boşanma kararındaki kusur oranının kesinleşmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Boşanma kararı temyiz edilmeyerek kesinleştiğine göre ister boşanma davası ile birlikte açılmış olsun isterse tazminat davası ayrı açılmış olsun artık kusur oranı kesinleşmiştir. Bu durumda kesin hüküm nedeni ile davalı kocanın tazminat kararını kusur yönünden temyizinin dikkate alınmaması gerekir. Boşanma ile birlikte kesinleşen kusur oranının ayrı açılan tazminat davasında hükme esas alınması, boşanma ile birlikte açılan tazminat davasında kesin hüküm sayılmamasının hukuki bir dayanağı yoktur.

Özellikle belirtmek gerekir ki davalı kocanın boşanma kararını temyizi yoktur.Bu nedenle boşanma kararı davalıyı tam kusurlu sayan gerekçesi ile birlikte kesinleşmiştir.Zaten Özel Daire bozma kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine de karar vermiştir.Burada bir husus düşünülebilir,o da davalının kusura itirazının aynı zamanda boşanma kararının gerekçesinin de temyizi olduğunun kabulüdür.Böyle kabul edildiği taktirde de Özel Dairenin (sair temyiz itirazlarının reddine) diyerek boşanma kararını gerekçesi yönü ile kesinleştirmemesi ve ( mahkemece boşanmaya neden olan olayda davalı tam kusurlu sayılarak boşanmaya karar verilmiş ise de dosya kapsamına göre olaylarda her iki tarafın eşit kusurlu olduğu,ancak evlilik birliğinin devamında imkan bulunmadığından sonuç olarak boşanmaları yönünde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığından sonucu itibarı ile doğru olan boşanma kararının onanmasına) biçiminde hüküm kurulması böylelikle davalının boşanmaya neden olan olayda tam kusurlu olduğu yönünde kesin hüküm oluşmasının önlenmesi bundan sonra tazminatın irdelenmesi gerekirdi.Ancak bu yapılmamış,davalının boşanmadaki tam kusuru kesinleşmiş,ancak tazminata gelince taraflar eşit kusurlu sayılmıştır.

Hukuk Genel Kurulu sonuçta boşanmaya ve tazminata esas olan olayla da mahkeme kararında belirtildiği gibi tam kusurlu saymıştır. Ancak bu her zaman böyle olmayabilir. Hukuk Genel Kurulu davanın dayanağı olan olayla da, Özel Dairenin bozma kararında belirttiği biçimde tazminat yönünden tarafları eşit kusurlu saydığı takdirde ne olacaktır? Yerel mahkeme zorunlu olarak Hukuk Genel Kurulu kararına uyup hüküm kuracaktır. Boşanma kararı kesinleşmiş ve bozma ilamının kapsamı dışında olduğundan bu konuda yeniden hüküm kurulmayacak sadece eski hüküm tekrarlanacaktır.Bu durumda mahkeme kararı şöyle oluşacaktır 🙁 1- Taraflar arasında boşanmaya neden olan olaylarda davalı koca tam kusurlu bulunduğundan tarafların şiddetli geçimsizlik nedeni ile boşanmalarına 2- Boşanmaya neden olan olaylarda Yargıtay Özel Dairesi ve buna göre oluşturulan Hukuk Genel Kurulu bozma ilamına göre taraflar eşit kusurlu bulunduğundan davacının tazminat istemlerinin reddine). Böylelikle aynı olaya iki ayrı kusur oranı verilmiş olunacaktır ki bunun hukuki dayanağı bulunmamaktadır.

Sonuç olarak bir olaya hukuken iki ayrı kusur oranı verilmesi mümkün olmadığından, boşanma kararının kesinleşmesi ile davalının tam kusurlu olduğu hususu da kesinleşmiş bulunduğundan, boşanmadaki kusur oranı kesinleştikten sonra davalının tazminat isteminde kusura itirazının hukuki anlamda sonuç doğurması mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle ön sorun oylamasında esasa geçilmesi yönündeki Hukuk Genel Kurulu kararına katılamıyorum. Dosyanın tazminat miktarının incelenmesi bakımından Özel Daireye gönderilmesi gerekirken tazminata hükmedilmemesi yönünde oluşturulan Hukuk Genel Kurulu kararına karşıyım.