Boşanma Mehir Senedi, Bağıştan Dönme

2. Hukuk Dairesi 2001/6546 E., 2001/8276 K.
BAĞIŞTAN RÜCU

BOŞANMA

HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece
verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve
özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre kocanın ve
kayınpederin temyiz itirazları yersizdir.
Kadının temyizine gelince;
2-Hibeden rücu şartlarının oluşmasına, davanın boşanma kararının
kesinleşmesini takib eden bir yıllık hak düşürücü süre içersinde açılmasına
(BK.m.245, 246, Y.H.G.K. 31.1.1986 tarihli 1/490-73 sayılı ve 22.11.1989 tarihli
2/448-603 sayılı kararları) göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz
itirazlarının reddine,
3-Toplanan delillerden ve özellikle tanık Kezban’ın sözlerinden davanın
konusunu oluşturan yatak odası takımının kadın tarafından götürülmediği, koca da
kaldığı anlaşılmaktadır. Bu eşya hakkındaki davanın reddi gerekirken yazılı şekilde
hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün üçüncü bentte gösterilen sebeple
BOZULMASINA, kararın bozma kapsamı dışında kalan yönlere ilişkin temyiz
itirazlarının ise REDDİNE, aşağıda yazılı harcın Harun ve İ.Ethem’e yükletilmesine,
peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcının yatıran Şerife’ye geri verilmesine
oyçokluğuyla karar verildi. 28.5.2001 Pzt.
MUHALEFET ŞERHİ

Davacı davalı Harun ve İ.Ethem 5.2.1999’da açtıkları dava ile Şerife ile
Harun’un evlenmeleri sırasında düzenlenen 16.7.1993 tarihli ” Mehir Senedi ”
başlıklı senedin terk nedeni ile Borçlar Kanunun 244. maddesi şartları oluştuğundan
iptaline, bu senede konu eşya Şerife elinde bulunduğundan istirdadına, almadığında
bedelinin tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Şerife ile Harun evli iken Şerife kendisine Medeni Kanunun 132. maddesi
uyarınca gönderilen ve kadına 08.05.1997 günü tebliğ edilen ihtara uymaması
sebebiyle boşanmışlar, karar temyiz edilmeyerek 18.12.1998 tarihinde kesinleşmiştir.
Bu davada davacıların Borçlar Kanunun 246. maddesinde gösterilen hak
düşürücü süreyi geçirip geçirmediklerinin belirlenmesi önem kazanmaktadır.
Borçlar Kanunun 244.maddesi uyarınca ” Bağışlanan, bağışlayana yahut
yakınlarından birince karşı ağır bir cürüm irtikap ederse yada bağışlanan, bağışlayana
veya ailesi için kanunen mükellef olduğu vazifelere karşı ehemmiyetli bir surette
riayetsizlikte bulunur ise ” bağışlayan bağıştan rucu ile bağışlananın elinde ne kalmış
ise onun iadesini dava edebilir.
Görüldüğü gibi rucu sebebi bağışlananın fiilidir. Rücu sebebi fiilin başka bir
hukuki sonucu değildir. Fiilin tamamlandığı anda bağışlananın rucu hakkı doğar.
Borçlar Kanunun 246. maddesinde gösterilen hak düşürücü sürede o fiilin
tamamlandığı ve buna davacıların muttali olduğu anda işlemeye başlar. Bu süre hak
düşürücü nitelikte olduğundan (Y.H.G.K.31.1.1986 tarihli 1/490-73 sayılı kararı)
hakim bu yönü kendiliğinden dikkate almak zorundadır.
Şüphesiz aile görevlerini yerine getirmemek için eşlerden birinin diğerini terk
etmiş olması Borçlar Kanunun 244. maddesi kapsamında bağıştan rucu sebebidir. Bu
olgu terk edilen eşin terk edene Medeni Kanunun 132. maddesi kapsamında ihtar
kararı göndermesi ve bunun tebliğinden itibaren bir ay geçmesiyle kesinlik kazanır.
Bu terk olgusuna istinaden Borçlar Kanunun 244. maddesindeki imkandan ihtar
kararının tebliğinden ihtar kararının tebliğinden itibaren bir yıl bir ay içinde
yararlanılmalıdır. Kanunda rucu sebeplerinin hükmen ve kesin bir biçimde
belirlenmesini şart koşan bir açıklama bulunmadığından sayın çoğunluğun emsal
nitelikte bulunduğu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.1.1986 tarihli 1/490-73
sayılı kararı ile 22.11.1989 tarihli 2/448-603 sayılı kararlarında yer alan ” Terkin
haklı olup olmadığının bu sebebe dayalı boşanma davası sonucu verilen kararın
kesinleştiği tarihte belli alacağından, bağışlayan, ancak o tarihte bağıştan rucu
sebebine vakif almış sayılabilir” görüşüne iştirak edilmemiştir. Bu görüş hak
düşürücü sürenin işlemesini davacının ihtiyarına bırakır ki bu hal hak dü
Ürücü sürenin ihtarı amacı ile bağdaşmaz.

Davanın taraflarından Şerife’ye Medeni Kanunun 132. maddesi uyarınca
gönderilen ihtar 8.5.1997 tarihinde tebliğ edilmiş, terk olgusu ve rucu sebebi 8.6.1997
tarihinde kesinleşip davacılar buna muttali olmuşlardır. Şu halde 5.2.1999 tarihinde
açılan rucu davasında Borçlar Kanunun 246. maddesindeki süre geçirilmiştir. Davacı-
davalı Harun ve İ.Ethem’in davaları ret edilmelidir. Karar Şerife yararına bu
sebeplerle bozulmalıdır. Çoğunluk kararına bozma sebebinden dolayı katılmıyorum.