Boşanma Manevi Tazminat

Hukuk Genel Kurulu 2008/2-750 E., 2008/763 K.
BOŞANMA

MANEVİ TAZMİNAT

“İçtihat Metni”

Taraflar arasındaki “boşanma ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Eskişehir 2.Aile Mahkemesince boşanma davasının kabulüne, manevi tazminat davasının reddine dair verilen 25.05.2006 gün ve 2004/750 E., 2006/426 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 13.02.2007 gün ve 2006/14066 E., 2007/1843 K. sayılı ilamı ile; (…1-Toplanan delillerden davalının son üç yıldır Ayhan isimli şahsı, kocası işte ve nöbette iken zaman zaman evine alıp cinsel ilişkide bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalının gerçekleşen bu davranışı kocanın kişilik haklarını zedeleyici niteliktedir. Davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanununun 174/2. maddesi koşulları gerçekleşmiştir. Davacının manevi tazminat isteğinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

2-Davacı tarafından, evlilik birliği içinde dünyaya gelen 22.12.2002 doğumlu Meryem Dilek isimli çocuk hakkında soybağının reddi davası açılmıştır. Dava sonucunda soybağının reddine karar verilmesi halinde, bu hüküm geçmişe etkili olarak sonuç doğuracaktır. Bunun sonucu olarak davacının bu çocuğa karşı bakım yükümlülüğü kalkacaktır. Bu bakımdan, açılmış olan soybağının reddi davasının sonuçlanmasının beklenmesi ve hasıl olacak sonucu uyarınca davacının nafaka ile yükümlü tutulup tutulamayacağına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece manevi tazminat yönünden önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN:Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, boşanma ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Hukuk Genel Kurulu’nca işin esasının görüşülmesine geçilmeden önce; Yerel Mahkemece bozmadan sonra usulüne uygun olarak uyma yada direnme yönünde hüküm oluşturulup oluşturulmadığı, ön sorun olarak incelenip, tartışılmıştır.
Davacı, davalının kendisini başka biriyle aldattığını ve bu kişiden bir çocuğu olduğunu, evliliğin fiilen bittiğini, çocuklardan Emine Melek’in velayetinin kendisine, Meryem Dilek’ in velayetinin de anneye verilerek boşanmaya karar verilmesini ve 100.000 YTL.manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, kendisinin de boşanmayı istediğini, çocuklardan Emine Melek’i evlat edindiklerini ancak kendi çocukları gibi nüfusa kaydettirdiklerini bu nedenle nüfus kaydının düzeltilmesini, Meryem Dilek’in ise velayetinin kendisine verilmesini ve nafakaya hükmedilmesini cevaben bildirmiştir.

Mahkemece “boşanma davasının kabulüne, manevi tazminat isteminin reddine “dair verilen karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

Bozmadan sonra yapılan yargılamanın 12.04.2007 günlü celsesinde davacı vekili bozmaya uyulmasını, davalı vekili eski kararda direnilmesini istemişler; Mahkemece direnme yada uyma yönünde bir karar oluşturulmaksızın Eskişehir 1.Aile Mahkesinin 2004/1310 E.sayılı dosyasının sonucunun beklenmesine karar vermiş ve 11.09.2008 günlü kısa kararda yine direnme yada uyma yönünde bir karar oluşturulmaksızın ” Mahkememizin 2004/750 esas 2006/426 karar sayılı ilamıyla verilen boşanma kararı kesinleştiğinden bu hususta ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına,

Dava safahatında tarafların müşterek çocuğu Emine Melek’in kaydının iptali, Meryem Dilek’in soybağının iptaline karar verilmiş olması nedeniyle halen müşterek çocukları bulunmadığından velayet hususunda düzenleme yapılmasına yer olmadığına,

Yargılama aşamasında anne yanında kalan Meryem Dilek için taktir edilen tedbir nafakasının, davacı baba ile soybağı iptal edildiğinden geçmişe yönelik olarak kaldırılmasına,
Davacının manevi tazminat taleplerinin reddine,…”şeklinde karar verilmiştir.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun, bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 429/2. maddesinde, “…Mahkeme, temyiz edenden 434 ncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.” Hükmü öngörülmüştür.

Bu açık hüküm karşısında, mahkemece tarafların beyanlarının alınmasından sonra yapılacak iş; açıkça bozma nedenlerine uyulması yada eski kararda direnilmesine dair ara kararı oluşturmak olmalıdır.
Zira, yerel mahkemelerin direnme kararları (H.U.M.K.md.429/II) bir davayı sona erdiren (niha-i) temyizi mümkün olan son kararlardan olup; mahkemece bozmaya uyulması yönünde oluşturulan karar ise, bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine neden olmaktadır.

Öte yandan; bir davanın taraflarının o dava yönünden, Mahkemece hangi nedenle haklı veya haksız bulunduklarını anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, kuşkuya yer vermeyecek bir açıklık taşıyan direnme ya da uyma kararının bulunması, zorunludur.

Yine, direnme kararlarının hukuksal niteliklerinin doğal sonucu ve gereği olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yapacağı inceleme ve değerlendirme, bozma üzerine Yerel Mahkemelerce verilmiş direnme kararlarına münhasır olduğundan, yukarıdaki tüm gerekçelerin yanında, özel olarak bu bakımdan da Mahkemenin açıkça direnme yada uyma kararı vermesi zorunludur.

Somut olayda; Mahkemece, taraf vekillerine bozma ilamı ve bozma sonrası duruşma günü usulen tebliğ edilmiş, bozma ilamına karşı taraf vekillerinin beyanları alınmış; ne var ki, usulüne uygun olarak uyma yada direnme yönünde hüküm kurulmamış, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429/2. maddesinin taşıdığı anlam ve açıklığa uygun olmayan, yukarıda içeriği belirtilen nitelikte bir karar verilmiştir.

Az yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, Yerel Mahkemenin, bozmadan sonra usulüne uygun olarak kuşkuya yer vermeyecek bir açıklık taşıyan direnme ya da uyma kararı vermesi zorunludur.

Hukuk Genel Kurulunun 16.7.2008 gün 2008/8-492 E.,2008/505 K.sayılı ilamında da aynı ilke benimsenmiştir.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, taraflara Yargıtay Özel Dairesince verilen bozma kararı ve duruşma gününü bildiren davetiye usulüne uygun olarak tebliğ edilip, bozma kararına karşı beyanları alındıktan sonra bozma kararına uyulup uyulmaması takdir edilerek, direnme yada uyma yönünde açıkça bir karar verilmesi gerekir. Bu itibarla, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429/2. maddesi çerçevesinde, Özel Daire bozma kararına uyulup uyulmayacağına dair bir karar verilmek üzere, Yerel Mahkemenin kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçeyle HUMK nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 24.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.