Boşanma Davaları

2. Hukuk Dairesi 2002/4326 E., 2002/5287 K.
BOŞANMA

CEZA MÜDDETİ

HAPİS HALİ

KANUNİ MAHCURİYET

VESAYET

İçtihat Metni

T.C.
Y A R G I T A Y
2.HUKUK DAİRESİ
E. 2002/4326
K. 2002/5287
T. 15.04.2002

Y A R G I T A Y İ L A M I
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacı-davalı Ali Rıza’nın 12.6.1996 günü kesinleşen kararı ile 5 yıldan çok ağır hapis cezasına mahkum olduğu ve Türk Ceza Kanununun 33. maddesi uyarınca “cezası müddeti zarfında mahcuriyeti kanuniye halinde” bulunduğu ceza evinden, meşruten tahliye edildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay’ın yerleşmiş görüşü (Y.2.H.D.nin 29.05.1998 tarihli 5320-6713, 22.02.1994 tarihli 1417-1882, 23.10.1992 tarihli 8875-10177 sayılı kararları) vesayet altında bulunan kişinin mali sonuçları da bulunan boşanma davasını bizzat açamayacağı ve bizzat yürütemeyeceği yönündedir. Ancak incelenen yerel mahkeme kararının oluşumundan önce 01.01.2002 tarihinde 4721 sayılı yeni Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanunun 471. maddesinde, 743 sayılı Kanunun 415. maddesinin 2. cümlesinde yer alan “muvakkaten veya bir şartla serbest bırakılmış olan mahpus vesayet altında kalır” cümlesi yer almamış, bu maddenin gerekçesinde açıkça 415. maddenin 2. cümlesinde yer alan kısıtlamanın amaçla bağdaşmadığı vurgulanarak, bu hükmün 471. maddeye alınmama sebebi belirlenmiştir. Şu halde yeni Türk Medeni Kanunun 471. maddesindeki açık yazılışı karşısında Türk Ceza Kanunun 33/1. maddesinin etkisini tartışmak gerekmektedir.
Türk Ceza Kanunun 33. Maddesinde mahpusluk sebebiyle kanuni mahcuriyetin “ceza müddeti” ile sınırlı olacağı açıklanmasına karşılık daha sonra 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 471. maddesi, Türk Ceza Kanununun 33. maddesinde belirlenen kanuni mahcuriyet halini de kapsayacak bir şekilde “vesayetin hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı” hükme bağlanmıştır. Ortada beş seneden çok ağır hapis halinde vesayetin sona ermesi zamanını belirleyen iki hüküm vardır. Türk Medeni Kanununun 471. maddesi hükmü, Türk Ceza Kanunun 33. maddesinden sonra yürürlüğe girdiğinden, Türk Ceza Kanunun 33. maddesinde yer alan “ceza müddetleri zarfında” sözlerinin “hapis halinin sona ermesine kadar” olarak zımnen tadil edildiği ve böylece davalı-davacı Ali Rıza’nın dava karara bağlanmadan kanuni ehliyete kavuştuğu kabul edilip işin esası incelenmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine,peşin alınan harcın mahsubuna, oybirliğiyle karar verildi. 15.04.2002 (Pzt.)
Not: Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 13.05.2002 tarihli ve 999/1816 sayılı
kararı aynı doğrultudadır.